You are currently browsing tevazu's articles.

yaşam ile ilgili fikir belirtmekten sıkıldım..
herşeye aklım ersin isteriz..
tüm detayları anlamlandırmak..
belki gerekli gereksiz olayları formülize edersek bilge oluruz..
biriyle karşılaşırız..
dertleşiriz..
derdinin buyurur biri..
şıp diye anlarız..
akıl veririz..
bundan çok sıkıldım
aklımda binbir türlü soru cevap saklıyken..
ama hiçbiri beni mutlu etmezken..
başıma gelebilecek herşeye hazırlıklıyken…
ama gelse beni gafil avlacakken..
bu çok seslilik takatimi kesiyor..
gün geçtikçe geçtikçe..
daha değersizleşiyorum..
hiçbişeye değimiyor..
ama herkes burada..

herşeyin olması hiçbişey kadar iyi olmayabilir bazı zamanlar.
yaşantım boyunca hep aynı yanılgıyı tekrar ettim durdum.
bigün herşey kollarımızı iki yana açıp koşmaya değecek kadar iyi olabilir mi?
düşünelim..
sıkıntıdan sağa-sola yalpaladığımız günlerde madde madde iyi olmamız için gerekenleri hesaplarız..
hepsi için a,b,c planları yaparız..
motive ederiz kendimizi..
bu gidişe bi son vermek için ayağa kalkıp 'hey!' deriz..
(demez miyiz?)
sonra lûtuf gelir..
her şey umulmadık bir kapı eşiğinde güzellenir..
sonra ne olur?
hiçbişey..
parmağınızın ucunda bir sinir hissedersiniz.
nasıl bişidir bu?
bir fındığı parmakla fırlatmak gibi..
elinizdeki taşı denize sallamak gibi..
tüm gücünüzle birşeyi tekmelemek gibi..
ne bu şimdi?


ice age..
birbirinden sevimli kahramanları..
birbirinen başarılı seslendirmeleri..
dilimize pelesenk olan şirin replikleri..
ve en önemlisi her yaşa hitap eden mesajlarıyla bende hayli olumlu bir iz bırakmıştı..
çok gülmüştüm..çok eğlenmiştim..ve sevdiklerime tavsiye etmiştim.. üşenmemiştim hepsiyle birlikte oturup izlemiştim..
ev halki izlerken babamı gülümseten sahnelerini de beğenmiştim..
bir etkinlik vesilesi ile kimsesiz çocuk yuvası ile izlerken, minnacık çocukları grup halinde kahkaya boğan sahnelerini de..
sevmiştim işte..hasıl-ı kelam..

dediler ikincisi geliyor..
olee.. gülücez yine dedim içimdeki çocukla..
beklemeye koyulduk..
büyük nisan ayı geldi ve soluğu sinemada aldık diye abartmayayım hiç.
gösterime girişinin ilk haftasında gidebildim.
geç saatte şehre uzak bir salonda film izlemenin avantajı kalabalık olmaz matineler..
hiç kalabalık değildi..hiiiç..
ben ve ekibim t.e.o. dan başka kimse yoktu..
filmin orda burda teknik açıdan vs.eleştirileri vardır elbet..
beklentisi bu olan benim eleştirimi beğenmeyecektir elbet.
açıkçası sadece hissettiklerimi yazmak istiyorum ben.
izleyenler ne hissetti bilemem ama ben uzun zaman üstüne sevdiğim arkadaşlarımla kaşılaşmış gibi hissettim.
mamut,diego,sid,scrat(ki kendisine hayranım:)
evvela canım mamut..ekibin en anaç karakteri yine liderliği ve önsezileri ile karşımızdaydı..
sid in ateş kralı olması:) ve ona tapınanlar..ve şahane dansları.. sesler..espriler.. kesinlikle izlenmeye değer..
diego'nun keseli kardeşlerle didişmesi ve yine keseli mamut!!!!'un mamut olduğunu farketmesi:))
ama illede scrat!!!
onu izlerken aklıma takılan bambaşka bişiler oldu.
evet film kesinlikle arkadaşlık temalı bir film ama başka şeylerde var.
eminim izleyen herkes bütün hayvanların eriyen buzlardan bir kayık sayesinde kurtuluşunu nuh tufanına benzetmişlerdir.
beni deriden vuran ise bir meşe palamudu için türlü taklalar atan scrat oldu.
izlerken şapşal,hırslı,basit bir meşe palamudu için yapmadığı kalmayan bu hayvana ne kadar da güldük öle değil mi?
ahmaktı o..
büyük bir felaket geliyor!!
dünya başlarına yıkılacak..ölüp gidecekler.. burunlarının dibinde oluyor bu hadise.. ama o palamuda olan aşkından başka bişey görmüyor gözü.
hatta bu aşkı sayesinde buzulların çatlamasına değme katkıyı sağlıyor kendisi!!
hayret!!
ne geldi aklınıza..evet aynı şey..
yaklaşan kıyamet..ve dünyaya deriiin bir aşkla bağlı bizler.. kendi ellerimizle sonumuzu hazırlıyoruz.
bunu farkettikten sonra acıyarak baktım scrat'a.. kendimi gördüm onda..
ve filmin sonuna doğru kendini cennette buluyor scrat. kafamı karıştırıyor aslında bu biraz. neyseki uzun sürmüyor cennetteki macerası tutunamıyor.

evet sevgili izlekler.. bence gidin ve izleyin..
elinize yüzünüze bulaşacak kahkahaların yanında sıkı bir mesaj bonusunuz var derim ben..

akşamın bu saatlerinde (18:57) yaşadığım semtte hayat birden bire duruyor.
bir bıçak ikiye ayırıyor 24 saati..
telaşlar, gürültü dışarda kalıyor..
ekmeğini alıyor insanlar fırından..
bir kalıp beyaz peynire ihtiyaç var evde onu da köşedeki bakkaldan.
eve doğru atılıyor adımlar..
karşıdan gelen şefik amca mı?
-"nasılsın şefik amca?"
-"iyidir yiğen..sen nasılsın?"..
iyidir yiğen de eve gider tarifsiz bir dinginlik içersinde..
bu sesleri duyabiliyorum odamdan..

ve görebiliyorum karşı balkondaki teyzeyi..
tülbentini dolamış boğazına, saçları kızıl..
hava sıcak ama yelek giymiş..
sabahtan beri gidip-geliyor o balkona..
kah çamaşır asıyor kah çiçek suluyor..
günün bu saatlerindeyse akşam güneşi öpmek suretiyle vuruyor dalgın yüzüne..
birini mi bekliyor..?

bişileri çözmeye çalışıyorum zihnimde..
başımı yukarı kaldırıyorum..
üst kattan gelen ses.. kanal d nin reklam kuşağı..
en son ne zaman baktım televizyona diye düşünüyorum..
bir ay diyebilirim sanırım..
lema'nın dediği gibi 'uyanışlar hayrola'..
düşünüyorum da televizyon izliyor olsaydım, muhtemelen bu saatlerde hele ki şu günlerde, kanlı haberleri seyredecektim.. semtimin huzura doyuran seslerini işitemeyecektim..
akşam güneşi Necip Fazıl'ın da dediği gibi camlarımızda yangın çıkararak gömülüyor tepelerin ardına..
göz kırpıyor yangınlarımıza..
soğuk ellerimin arasına alıyorum dertli başımı..
teşekkür ediyorum Allah'ım sana..

bazen hayatın acımasızlığına ağır bir sicimle bağlı olduğunuzu hissedersiniz..
günler geçip giderken birer birer sererler ağırlıklarını üstünüze..
önceleri canınızı sıkan, sizi üzen, kederlendiren şeyler yok olmaya yüz tutar..
yaşantınız kendini belli eder yüz çizgilerinizde..
birilerinin avuçlarından dökülen kum gelir örter canınızı acıtan herneyse..
oluvermiş..geçmiş gitmiş dersiniz..
hatırlamak istemezsiniz belki..
belki bir iş çıkışı saatidir..
eve gidip dinleneyim diyerek avutmak üzeresinizdir kendinizi..
belki alış-veriştesinizdir..kendinizi ödüllendiriyorsunuzdur..
kim bilir belki de çoktan varmışsınızdır eve..
tam sırtınızı rahat koltuğa dayarken kulaklarınızı kanatır bazı şarkılar..

"Bahçedeydim gül gördüm"

birkez daha kırışır yüz çizgileriniz..
keder saklandığı yerde kıpırdamıştır işte..
işte yine acıtmıştır sizi..
unutmaya çalıştığınız neyse..
hatırlamıyorum dediğiniz..
yeniden dikilmiştir karşınıza..
eski güzel günler..kırgınlıklar..söz vermişlikler.. elini göğsüne götürüp gözyaşarmaları..
ne güzelmiş değil mi?
bitmemiş..oradaymış..

"Kırlangıçlar gibi
Senin sevdan sardı beni"

ince bir sızı gelip sürme gibi sürülmüştür gözlerinize..
buğulandı mı etraf..? yok yok ağlamıyorsunuz..
geçmişti bunlar..

"Sen gülden daha güzelsin
Bu yüzden tüm sözlerim, övgülerim
Tsira kurbanın olayım"

ağır ağır ilerler şarkı..
beyninizden atardamarınıza doğru bir zonklama..
bir kaçış bir gitme isteği..
nereye?
acı burada..orada..her yerde..

hayır..kaçamazsınız..
hayır kapatmayın radyoyu/televizyonu/pencereyi/kapıyı..
kapatmayın gerçeğe olan yanınızı..
hayır..kaçmayın..

güneşli güzel birgün..
güneşli güzel günlerin hayaliyle yaşıyoruz..
gün elimizde gümlüyor..
ya biri bizi unutuyor ya biz birini es geçiyoruz..
bahar dalları yeşeriyor yeşeriyor pembe,sarı,mor oluyor.
daha az acı verir sanıyoruz.olmuyor..
ne yesek dişe, ne okusak kalbe dokunuyor..
cemre tam olarak başımıza mı düşüyor?..
koluna girmek lazım rüzgarın..
öteleri merak edenler için naçizane tavsiye..
bekleşmeyin göğe bakma duraklarında..
gök içine doğsun..

dalga kaç..kıracağım yoksa..yok işte..
çünkü üzgünüm..burası nisan..
bir başım var o da bela da..

o dörtbaşı mamur bana çare olabilirdi.
zamansız gülümsedim onun vesilesiyle..
evvelden kızıyordum ama şimdi seviyorum bile..
bile bile deli olduğumu..

"insan" dedi.. "boşluklu yapı"

gözümüzün içine baktı..
iliklerime işledi..
odanın o yanından bir ses dalgası silip süpürdü bizi..
gitmem gerekiyordu doğrulamadım..

"insan boşluklu yapı"

çınlayıp duruyor bu cümle zihnimde..
dalganın kıyıya değinip durması gibi..

günün ferahlığına az kala üstüme yürüdü öfke..
herkes eksileri görmeye programlanmış..
sitem..sitem..sitem..
hatrımı sorsana ilk önce..
nasılım? bi derdim var mı? kaç değirmen öğütüyo beynimi?
uzanıp boğazımı sıkan bunca şeyin arasında ben nasıl çiçek gibi konuşabilirim ki?

günlerden bahar,
aklım kazan,
ne garip,
ne zaman buhranlarım buhurdasa, sakin kafayla statülerimi gözden geçiriyorum.. hem o'yum..hem bu..
ama yok önce bu'yum.. sonra o..
böylelikle hak veriyorum kendime.. sırtımı sıvazlıyorum..

çok garip,
ömrümde(21), bir çizgi üzerinde olmayı bir beceremedim.
oysaki beni tahlil eden herşey yapımın buna müsait olduğunu söylüyordu..
sıfır merkeze en yakın kişilik bandının en mükemmelliyetçisi demişlerdi bana..
şıklara bakıp "birsin seeeeen" dediler.. neyse parası verim de beni iki felan yapın iyi kalpli olim dedim.. kabul etmediler.
bir'im bir'im hesaplarım bu yüzden herşeyi.. peki eksik olan ne..

yine çok garip,
bu sabah uyanır uyanmaz..hatta ister uyan ister uyanmaz. şu güzelkız'ın bana bulaştırdığı hastalığa kafa yordum..
kafam mı ağrıyordu,aklım mı kestiremedim…ama yine de gözlerim yana yana dizüstü çakıldım pc'nin başına..
okudum..okudum..okudum..içimde bir korku oluştu.o'na kızamadım.. güzelkız'a yani.. dün gece ona bıyıkaltımı gülümseten meseleyi anlattım..
sabah da anlattım.. geçen gece de anlattım.. ne alakası var peki.. işte bilmiyorum..tek bildiğim 'gak' desem gaktan sebeple ondan bahsedebilirim:)

allah'ım geçerli olan dua hakkımı kullanmış olabilirim ama lütfen aklımı koru!

a

Blog Stats

  • 60,322 hits