Önce bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Anadolu’dan sonra, Avrupa’da da, ‘inanç’ içerikli, özellikle ‘Kur’an ziyafeti’ veya ‘gözyaşı’ ve duyguya dayalı diğer proğramlar giderek daha bir büyük ilgi topluyor. Sosyal gözlemciler, bunu ‘İslâm’a yapılan global saldırıların artmasına karşı bir tepki’ olarak da görüyorlar. Kitlelerin inanç konusundaki açlığı, bir katı laik uygulama silindirinin üzerlerinden geçmesi yüzünden anlaşılmaz değildir. Buna bir de, dış dünyadan da, bu zamana kadar olmayan bir şekilde global saldırılar gelmeye başlayınca, kitlelerin, kendilerini bu şekilde isbat etmek ihtiyacını daha bir duymuş olmaları mümkündür. Ancak, bunun giderek, bir ‘duygu sömürme sanayii’ne ve bir ‘rant sektörü’ne dönüşmekte olduğu tehlikesini de gözden ırak tutmamak gerek.. Geçen gün, böyle bir programı izledim. Kitlelerin, Kur’an’ı anlamak ve düşünmekten ziyade, ‘en güzel sesli’ zannettikleri ‘qaarî’lerin sesiyle coşması ve hattâ ‘nârâ’ şeklinde dile getirilen tekbîrler değil, çılgınca ıslık ve alkışlar ve de sahnedeki ‘san’atçı’(!)ların bu alkışlarla mest oluşları ve rant konuları, üzerinde ciddî şekilde düşünülmesini, aksi halde giderek tam bir faciaya dönüşebileceği ihtimalinden işaretler vermekteydi. Bu arada, Mısır’dan getirilen ve Husnî Mubarek gibi bir kişiye ‘kapıkulu’ olan ve Mısır televizyonlarında bunu açıkça yağcılığa dönüştüren bir kişinin bile, sırf güzel Kur’an okuduğu düşüncesiyle baştâcı edilmesi!!.
Kur’an’la kandırmak isteyenlerle, kandırılmak isteyenlerin bir noktada buluşmasının tarihte hangi facialarla noktalandığı üzerinde, her Müslüman hassasiyetle düşünmelidir.. (Bu hatırlatmadan sonra, asıl konuya geçebiliriz.)

Selahaddin Çakırgil

Bu yazıyı okuduğumda aklıma hemen kur'anın güzel okunmasıyla ilgili hadislerin varlığı geldi. Ama genelleme yapılmadığı takdirde Selahaddin Bey'e hak veriyorum.

Arzu edenler için yazının devamı.