bazen hayatın acımasızlığına ağır bir sicimle bağlı olduğunuzu hissedersiniz..
günler geçip giderken birer birer sererler ağırlıklarını üstünüze..
önceleri canınızı sıkan, sizi üzen, kederlendiren şeyler yok olmaya yüz tutar..
yaşantınız kendini belli eder yüz çizgilerinizde..
birilerinin avuçlarından dökülen kum gelir örter canınızı acıtan herneyse..
oluvermiş..geçmiş gitmiş dersiniz..
hatırlamak istemezsiniz belki..
belki bir iş çıkışı saatidir..
eve gidip dinleneyim diyerek avutmak üzeresinizdir kendinizi..
belki alış-veriştesinizdir..kendinizi ödüllendiriyorsunuzdur..
kim bilir belki de çoktan varmışsınızdır eve..
tam sırtınızı rahat koltuğa dayarken kulaklarınızı kanatır bazı şarkılar..

"Bahçedeydim gül gördüm"

birkez daha kırışır yüz çizgileriniz..
keder saklandığı yerde kıpırdamıştır işte..
işte yine acıtmıştır sizi..
unutmaya çalıştığınız neyse..
hatırlamıyorum dediğiniz..
yeniden dikilmiştir karşınıza..
eski güzel günler..kırgınlıklar..söz vermişlikler.. elini göğsüne götürüp gözyaşarmaları..
ne güzelmiş değil mi?
bitmemiş..oradaymış..

"Kırlangıçlar gibi
Senin sevdan sardı beni"

ince bir sızı gelip sürme gibi sürülmüştür gözlerinize..
buğulandı mı etraf..? yok yok ağlamıyorsunuz..
geçmişti bunlar..

"Sen gülden daha güzelsin
Bu yüzden tüm sözlerim, övgülerim
Tsira kurbanın olayım"

ağır ağır ilerler şarkı..
beyninizden atardamarınıza doğru bir zonklama..
bir kaçış bir gitme isteği..
nereye?
acı burada..orada..her yerde..

hayır..kaçamazsınız..
hayır kapatmayın radyoyu/televizyonu/pencereyi/kapıyı..
kapatmayın gerçeğe olan yanınızı..
hayır..kaçmayın..