akşamın bu saatlerinde (18:57) yaşadığım semtte hayat birden bire duruyor.
bir bıçak ikiye ayırıyor 24 saati..
telaşlar, gürültü dışarda kalıyor..
ekmeğini alıyor insanlar fırından..
bir kalıp beyaz peynire ihtiyaç var evde onu da köşedeki bakkaldan.
eve doğru atılıyor adımlar..
karşıdan gelen şefik amca mı?
-"nasılsın şefik amca?"
-"iyidir yiğen..sen nasılsın?"..
iyidir yiğen de eve gider tarifsiz bir dinginlik içersinde..
bu sesleri duyabiliyorum odamdan..

ve görebiliyorum karşı balkondaki teyzeyi..
tülbentini dolamış boğazına, saçları kızıl..
hava sıcak ama yelek giymiş..
sabahtan beri gidip-geliyor o balkona..
kah çamaşır asıyor kah çiçek suluyor..
günün bu saatlerindeyse akşam güneşi öpmek suretiyle vuruyor dalgın yüzüne..
birini mi bekliyor..?

bişileri çözmeye çalışıyorum zihnimde..
başımı yukarı kaldırıyorum..
üst kattan gelen ses.. kanal d nin reklam kuşağı..
en son ne zaman baktım televizyona diye düşünüyorum..
bir ay diyebilirim sanırım..
lema'nın dediği gibi 'uyanışlar hayrola'..
düşünüyorum da televizyon izliyor olsaydım, muhtemelen bu saatlerde hele ki şu günlerde, kanlı haberleri seyredecektim.. semtimin huzura doyuran seslerini işitemeyecektim..
akşam güneşi Necip Fazıl'ın da dediği gibi camlarımızda yangın çıkararak gömülüyor tepelerin ardına..
göz kırpıyor yangınlarımıza..
soğuk ellerimin arasına alıyorum dertli başımı..
teşekkür ediyorum Allah'ım sana..